DEŞARJ™       Deşarj Sözlük

Türkiye'nin Ezberbozan Düşünce ve Yorum Platformu

Sözlük  I  Deşifre  I  Komplo  I  Panzehir  I  Video  I  Söyleşiler  I  Bültenler  I  Konferanslar  I  Çete Raporları  I  Haberler  I  Raporlar  Üyelik 

                                                                                                                                                                                           F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarının Türkiye ile ilgili tesbit ve teşhislerine geçiş noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Webinarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Live Seminarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.

İki Kıytırık Parmakla Sahnelenen Yeni Bir Baskı Rejimi Diriltiliş Senaryosu: İstanbul Bilderberg Toplantısı ile Eşzamanlı Yeni Polis Yasası ve Yaklaşan Felaketler

• Dr. Dr. h.c. F. Deniz Şar, 29 Mayıs 2007 •                                                                                                                                   

 
Geçtiğimiz haftalar süresince, ülke tarihinin bugüne kadar gördüğü en dehşet tekellerden birini oluşturan kartel medyasının sorgusuz çığırtkanlığı refakatinde körü körüne ve tüm milleti aptal yerine koyarcasına sahnelenen bir baskı rejiminin yeniden diriltilişini izledik, hala da izlemeye devam ediyoruz.

Bu kepazelik, milletimizin ne ilk ne de son kez aptal yerine konuluşudur. Onun için okullarımızda eğitim yerine ancak ve ancak kesif bir tür beyin yıkama ve sözde üniversitelerimizde ise tarifi imkansız bir tercüme ve kopyacılık furyası üzerine kurulu kara cehalet ve onun bol laf salatalı, renkli cüppeli, ama sıfır içerikli piyonları olmak ve kurgulanmak zorundadır.

1948 ya da en fazla 1960 model psikolojik savaş ve operasyon kitapları ile iş yapmaya soyunan ve kıytırık formasyonu ancak buna yeten, kerameti ancak kendinden menkul, çağdışı bir embesiller güruhu, böylesine yavan ve insan zekasına hakaret edercesine yalan bir düzmece kokteyli milletimize, hem de gözlerimizin içine soka soka yutturmaya kalkmışlardır.

Bu embesiller güruhu, çağın ve insanlığın değiştiğinin farkında değillerdir ve zorla yaşadıkları uzatmalarda, kendilerine bahşedilen kurs kaynaklı göreceli cehaletin tadını çıkartmaya çalışmaktadırlar.

Yapılan bu utanmazlık, saf ve temiz bir kan deposu ve kandırılarak tahammül etme abidesi olarak görülen asil milletimize karşı işlenmiş bir suçtur.

Ankara Anafartalar Caddesi'nde patlayan tahrip gücü yüksek bir bomba, birincil tahrip diametresi en az otuz, ikincil tahrip diametresi ise en az altmış metreye varan yok edici bir basınç dalgası yayarak her yanı ateş, kan, et, toz ve dumana bulamış, her yana parçalanmış ceset ve organ parçaları saçılmış, ama her nasılsa, tahrip çekirdeğinde olması gereken iki kıytırık parmağı yakmadan ve yok etmeden, neredeyse hazır ambalajlanmış ve vacuum-packed bir vaziyette ve dahi parmak izi alınacak kadar saf ve temiz bir şekilde, emniyetimizin muhteşem yorumcularıyla kucaklaştırmıştır; hem de patlamadan yanlızca bir kaç saat sonra denebilecek kadar kısa bir süre içinde.

Bu nasıl bir muhteşem kader, bu nasıl bir muhteşem şans, bu nasıl bir garip retorik ve bu nasıl bir zeka, ya Rabbim ?

Anlaşılan, bizim emniyet amir ve komserlerimizi yetiştirdiğimiz iki senelik polis mekteplerimiz ve dahi onların Nato mermersel izdüşümleri, bizim çapını anlamakta zorlandığımız bir takım dahiler yetiştirmektedir ve öyleki, bunların kendilerine bahşolunan idari yetenekler sayesinde karakollarda bulaştığı işkence olayları ancak kasıtlı birer hikaye ve düzmece olabilir.

Oysa biz iş hayatında biliyoruz ki, yanlızca iki senelik bir rahle-i tedrisat, şirketlerimize sekreter ya da muhasebeci olarak alınan elemanların ortalama bir beceri düzeyi kazanmasına dahi kifayet etmemekte ve yeterli olamamaktadır.

Ama anlaşılan, benzer bir iki senelik bir rahle-i tedrisat, genelde sokaktan bulunan bir takım tiplerin polis olabilmesi, sonra da bir iki sene zarfında karşımıza sözde birer emniyet amiri, komser ya da başkomser olarak dikilebilmesi için yeterli görülmektedir. Oysa, birer işkence cumhuriyeti adayı olmayan medeni memleketlerde, sekreter dahi olunamayacak bu iki senenin, dokuz ila on iki yıl arası bir uzmanlık öğrenimine tekabül etmesi gerekir.

İşte yukarıda sözü edilen omurgasızlık ve aksesuarvari kifayetsizlikler, birileri tarafından daha buralardan dizayn edilmeye başlanmakta, bunun da kimse farkına dahi varmamaktadır bu genel yetersizlik, cehalet ve vur patlasın çal oynasın ortamında.

Ben esas şunu merak ediyorum: Bu iki müphem parmak o korkunç infernovari patlamadan sonra yanyana mı yoksa üstüste mi duruyorlardı? Yoksa, daha önceden kopmuşlardı da, keza müphem ve ısrarla bombacı olduğu söylenen şahıs bunları şans getirsin diye cebinde falan mı taşıyordu? Nasıl olmuştu da bu iki son derece müphem parmak o kadar moloz, kan ve et parçası arasından sağ salim sıyrılarak bu kadar kısa bir sürede kendilerini çöpçülerden de kurtararak uzman olduğu ısrarla vurgulanmaya çalışılan bir takım emniyet görevlilerinin kucağına atıvermişti?

Kısacası, bu iki kıytırık parmağın meydana çıkış mekanikleri ve buradan yangından mal kaçırırcasına alelacele çıkarılmaya çalışılan oldukça müphem ve allelade sonucumsu beyanların derin anatomisi üzerine yapılan, ya da yapılmayan resmi açıklamalar bütünüyle yetersiz, kifayetsiz, karanlık ve bulanıktır, dolayısı ile de hiç bir surette güven telkin etmemektedir.

Bu da, esasen kerameti yanlızca kendinden menkul, kendini derin falan zanneden, genelde de dış merkezlerin senaryo, finans ve zamanlamasını belirlediği paket projelerin taşeronluk ve piyonluk işlerini yürüten ve esasen hiç olmaması gereken bir takım resmi, yarı resmi ya da gayrı resmi yapay güç ve merkezlerin operasyon ihtimali düşünüsünü kuvvetlendirmektedir.

Bu iki kıytırık ve son derece müphem parmağın hazır ambalajlanmış şekilde korkunç bir infernodan kurtularak kendilerini birtakım emniyet görevlilerinin kucağına atmış olması ve buradan 24 saat zarfında alelacele ve neredeyse zorla çıkarılmaya çalışılan sair ihtimal ve senaryoları ört bas edici nitelikteki bir takım sözde sonuçların traji-komik mekanikler zincirine daha fazla girmeye gerek duymuyorum.

Ancak, bu operasyonun cumhurbaşkanlığı seçimine ve anayasa mahkemesindeki yargı kararı öncesi inceleme sürecine açıkça müdahale eden ve sonuçta ülkemizin içinde bulunduğu 2007 senesini bütünüyle kayıp bir yıl olarak geçirecek olmasına neden olan genel kurmay başkanlığı muhtırasının hemen akabinde ve İstanbul Bilderberg Toplantısı'ndan yanlızca günler önce yapılmış olması ve işlevini bu yersiz müdahaleler ile yitiren bir meclisten alelacele Türkiye'yi bir işkence ve polis devleti dönemine geri götürecek olan yeni polis yasalarının yangından mal kaçırırcasına çıkarılmasına zemin teşkil ettirilmesi çok düşündürücü ve dikkat çekicidir.

Yeni polis yasası, hiç kuşkusuz utanılası bir Nazi küllüyatıdır ve tarihi iyi bilmeyenler şaşıracaktır ama, kesif bir şekilde uluslararası siyonizm ve giderek globalleşen gizli siyonist diktatörlüğün demir eli kokmaktadır. Yeniden ve bir kez daha.

Hayatlarını gerçek bilgi, gerçek araştırma ve gerçek olduğu kadar da derin bir eğitimle değil de, resmi ve derivatif bir takım ideolojik beyin yıkama ve kondisyonlamaların gönüllü ya da çaresiz denekleri olarak geçirenler yine şaşıracaktır, ama aynı kan ve koku, üyesi olduğumuz ve olmaya devam ettiğimiz Nato'nun da damarlarında dolaşmaktadır. Dolayısı ile bu olan bitenler esasen ne anlaşılması zor, ne de şaşırtıcıdır.

Bu tür utanılası bir Nazi küllüyatından ibaret olan ve milletimize yanlızca yeni felaketler getirecek olan yeni polis yasasını hangi gerekçe ile olursa olsun adalet komisyonundan tartışmadan, tek bir günde geçiren, sonra da keza doğru dürüst tartışmadan apar topar genel kuruldan kaçıran bir meclis, yayınlanan askeri muhtıra ve sair baskı operasyonları ile daha önceden iğdiş edilmiş dahi olsa tarihimize bir utanç vesilesi olarak geçecektir.

Bu utanç yasasının kadrolu savunucuları gerekçe olarak ülkedeki terörü göstermektedirler. Oysa utanılası bir Nazi küllüyatından ibaret olan bu yeni polis yasası teröre bir çare ya da çözüm olamayacak, aksine onu daha da şiddetlendirecek, eğitiminin son derece yetersiz olduğu artık objektif bir veri olarak kabul edilen polis ile onun kifayetsiz keyfiliğini kaldıramayan vatandaşı karşı karşıya getirecektir.

İşte, tüm bu traji-komedinin ardındaki esas mimar olan ve ülkemizdeki önemli kurum ve kadroları uzun zaman önce bilfiil ve büyük ölçüde ele geçirmiş bulunan uluslararası siyonizm ve giderek globalleşen gizli siyonist diktatörlüğün esas hedeflediği de budur.

Nihai hedef, bu ülkenin kendi eli ile merkezden ve özellikle içimizdeki sabataycı ya da sair dönme takiyecisi truva atı çeteler güruhunun dışardan destekli nüfuzu ile yavaş yavaş yok edilişi ve dolayısı ile kendi muharrif metin ve öğretilerinin ön gördüğü şekilde kendilerinin saydıkları mahut Kenan diyarı üzerindeki kilidin kırılarak anadolunun parçalanmasıdır.

Kışkırtmaya ve kadrolaştırmaya çalıştıkları etnik terörün aslı ve bahanesi bu iğrenç senaryonun yanlızca küçük bir parçasıdır.

İşte bu tür bir komplo ve hazırlıkların sonucu olarak apar topar çıkartılan yeni polis kanunu Türkiye'nin başına örülmüş böyle bir çoraptır ve ülkemizin başına gelmesi istenen ve beklenen korkunç felaketler zincirinin yanızca hazırlayıcı nitelikteki bir ilk halkası olma özelliği taşımaktadır.

Uluslararası siyonizm ve giderek globalleşen gizli siyonist diktatörlüğün kurguladığı büyük ortadoğu projesi esasen büyük İsrail devletinin alt yapısının hazırlanmasından başka bir şey değildir ve uluslararası siyonizm tarafından özenle inşa edilmiş ve de bila istisna ele geçirilmiş judeo-hristiyan inanç sistemi için anahtar derecede önemlidir.

Bu şartlarda, Afganistan, Irak ve İran'la ilgili örtülü ve açık işgal hareket ve projelerinin istenen sonuçlardan çok uzak kalması, İran'ın henüz, kendi hesap ve beklentilerinin aksine yanına dahi yaklaşılamamış olması, Türkiye'nin boynuna daha kısa ve daha sıkı bir tasmanın takılarak daha sıkı ve daha yakından kontrol edilebilir ve daha rahat yönlendirilebilir bir hal ve duruma getirilmesini gerektirmektedir.

Ayrıca, uluslararası siyonizm ve giderek globalleşen gizli siyonist diktatörlüğün ülkemizin içine çok önceden yerleştirdiği, kendileri ile yakın akraba olan truva atı kadroları ve ülkemizi yıkmak ve sömürmek için beraberce tezgahladıkları yöntemler artık büyük ölçüde deşifre olmuş vaziyettedir ve milletimiz büyük bir uyanışın ve büyük bir kollektif bilinçlenmenin eşiğindedir.

Bu büyük uyanış ve yeni aydınlanmanın, bu yeni ve büyük Türk rönesansının mutlaka ve ama mutlaka önüne geçilmesi, ya da en azından, bizim açımızdan çok geç oluncaya kadar geciktirilmesi gerekir, uluslararası siyonizm, giderek globalleşen gizli siyonist diktatörlük ve içimizdeki sabataycı ve sair dönme takiyecisi truva atı çetelerinin esenlik, huzur, refah ve güvenliği açısından. Onlar açısından bu böyledir ve bunun neye mal olacağının hiç bir önemi yoktur.

İşte, yeniden tesis edilmeye çalışılan polisiye baskı rejiminin ve buna baz ve temel teşkil etmek üzere sahnelenen traji-komik operasyonların nedenleri bunlardır.

Bu durumda kısaca şu da görülmektedir: Bu kadar aleni, iptidai ve bütünüyle ülkemizin düşmanları tarafından enfiltre olmuş bir yönetim yapılanması ve işleyiş düzeninde, başta bu ülkenin üzeri örtülü ya da açık, en zeki, en akıllı, en iyi eğitimli ve en iyi düşünen insanları olmak üzere, bu saçmalık ve kandırmacalara kayıtsız şartsız itaat ve onlarla iş birliği etmeyecek olan hiç kimsenin mal, can ve namus güvenliği yoktur.

İşte, anlaşılan, ülkemiz için gerektiğinde birer kan ve can deposu olarak görülen vatandaşlarımızın, mal, can ve namus güvenliğini sağlaması gereken bazı kadrolar esasen bunun için maaş almaktadır ve alınan bu maaşların tepeden sıkıca bağlı hierarşik ve eğitimsiz düzeninde ülkemiz alenen ama yavaşça içeriden yok edilmektedir.

Esas plan, senaryo ve operasyon budur.

Binlerce yıllık bir yönetim ve iktidar geleneğinden gelen ulusumuz adına ilan olunur.

                                                                                                                                                                                              F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarının Türkiye ile ilgili tesbit ve teşhislerine geçiş noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Webinarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Live Seminarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.

F. Deniz Şar - Uluslararası Kültürel Genetik (TM) ve Kurumsal Genetik (TM) Araştırma ve Teknolojileri Gurubu - Deniz Sar's Cultural Genetics (TM) and Corporate Genetics (TM) Group International.

       Deniz Sar's Cultural Genetics (TM) and Corporate Genetics (TM) Group International.

Home  I  İletişim  I  Kitaplar  I  Konular  Komplo  Söyleşiler  Bültenler  Konferanslar  Çete Raporları  Haberler  I  Raporlar  I  Sözlük

Geri Zekalılara Özel  Psikolojik Savaş Siteleri  Karanlığın Finansörleri  I  Platforma Giriş Prosedürü  I  Site Plan  I  Devam

Kültürel Genetik  Kurumsal Genetik  Cultural Genetics  I  Corporate Genetics  F. Deniz Sar 

Cultural Genetics Technologies  I  Deşarj™ Televizyonu  I  Deşifre  I  Site Plan

Ateşkurt™ Ocakları ve Cemaati Televizyonu

 

Kültürel Genetik™, Kurumsal Genetik™, Cultural Genetics™, Corporate Genetics™, Cultural Genetics Technologies™ ve adı geçen tüm sair isimler, tüm ulusal ve uluslararası telif hakları ve Genel Teorileri ve bu Genel Teorileri oluşturan alt konsept, kavram ve markaları 1980 tarihinden beri Sayın F. Deniz Şar’a ait, her hakkı her ülkede ve her dilde mahfuz, ulusal ve uluslararası telif ve marka yasa, yönetmelik, düzenleme veya teamülleri ile korunmuş markalardır. F. Deniz Şar’ın yazılı izni olmadan, hiç bir şekil, suret ve teknoloji ile ve hiç bir amaç için kullanılamaz, çoğaltılamaz, yorumlanamaz, alıntı yapılamaz ve kopyalanamazlar. Çağdaş, ulusal ve uluslararası telif ve marka yasa, yönetmelik, düzenleme veya teamüllerini zedeleyen aksi tutum ve davranışlar ayrıca ihtar edilmeden kanuni takibata maruz kılınacaktır. © Copyright, F. Deniz Sar, USA, 1980-2096. Her hakkı Tüm dünyada mahfuzdur. All rights are reserved in USA and worldwide.