DEŞARJ™       Deşarj Sözlük

Türkiye'nin Ezberbozan Düşünce ve Yorum Platformu

Sözlük  I  Deşifre  I  Komplo  I  Panzehir  I  Video  I  Söyleşiler  I  Bültenler  I  Konferanslar  I  Çete Raporları  I  Haberler  I  Raporlar  Üyelik 

   F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarının Türkiye ile ilgili tesbit ve teşhislerine geçiş noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Webinarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Live Seminarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.

Çağdışı Bir İşkence Devleti Kalıntısından Adliye ve Adaletsizlik Tezahürleri • Organized Injustice Shots From A Torture State With Contemporary Make-Up
Gizli Yahudi Hakim Vakaları ve Adalet Bakanlığı Bürokratları Tarafından Korunan Bir Suç Örgütü Şemsiyesi Olarak Ankara Adliyesi

Yüzlerce Yıllık, Sabetaycı, Dönme Takiyyecisi, Gizli Yahudi ve Masonik Çete
Kurgu, Komplo ve Tuzaklarının Adliyelerdeki Çağdışı Tezahürleri

ve Alenen ama Yavaşça Yok Edilen Türkiye

Adalet Komisyonu Başkanlığı: Şikayetlerimizde Belirttiğimiz Hususlara İlişkin İstenen Somut Husus, İsim ve Tezahürler Üzerine Notlar

• Dr. Dr. h.c. F. Deniz Şar, 27 Kasım 2005 •                                                                                                                                                    

Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu, 14 Eylül 2005'i Takip Eden Zaman Zarfında Resmi Kanallardan Yapılan Şikayetlerimiz ve Bunların Geniş Bir Dağıtım Çizelgesi İle Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Köksal Toptan, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Mehmet Elkatmış, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Uğur Yıldırım, Nelson Mandela Foundation Başkanı Nelson Mandela, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği İnsan Hakları Daire Başkanlıkları ve Dünyadaki Tüm İnsan Hakları Derneklerinin Başkanlarına İngilizce ve Türkçe Olarak Yollanması Üzerine, Tarafımızdan Talep Edilen Somut Yer, İsim ve Suç Unsurlarını İçermektedir.

27 Kasım 2005 Günü ve Bizzat Sayın F. Deniz Şar Tarafından Kaleme Alınan Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu Bünyesinde Sözü Geçen Her Yer, İsim, Vaka ve Suç Unsuru İle İlgili Onlarca Görgü Şahidi ve Tarafımıza İletilmiş Bulunan, Resmen Zabıt Altına Alınmış Kesintisiz Ses Bandı Kayıtları Mevcuttur. En Üst Düzeylerde Yaptığımız Resmi Şikayetlerimiz ve Bunların Yanısıra Cumhuriyet Başsavcılığı Nezdinde Bulunduğumuz Suç Duyurularımız Gereken Titizlikle İncelenmemiş, Şahitlerimiz Dinlenmemiş, Tarafımıza İletilmiş Bulunan ve Resmen Zabıt Altına Alınmış Kesintisiz Ses Bandı Kayıtları Dikkate Alınmamış, Şikayetlerimiz Büyük Ölçüde Göz Ardı Edilerek Geçiştirilmeye Çalışılmış, Dolayısı İle Büyük Kişisel ve Kurumsal Riskler Alarak Deşifre Etmek Zorunda Kaldığımız Suç Unsurlarının, Tarafımızı, Görevlerini Mükerriren ve Utanmazca Suistimal Etmek Suretiyle Açık Bir Hedef Tahtası Haline Getirmelerine Olanak Sağlanmış ve Dolayısı İle Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu'nda Zikredilen Suçlara, Bu Suçları İncelemekle Yükümlü Makamlarca Alenen İştirak ve İltica Edilmiştir.

Bu İhmal ve Suistimallerin Nedenleri Üzerine Yaptığımız Bilimsel Araştırma ve İncelemeler, Bizi Aziz ve Necip Türk Milletinin ve Tarihteki Bu Son Türk Devleti'nin Bağrına Saplanmış Binlerce Yıllık Bir Hançer ve O Hançer'in Bugünkü Tezahürleri İle Karşı Karşıya Bırakmaktadır. Bu Nedenle, Bu Tarihten Sonra da Devam Eden Benzer Şikayetlerimiz, Kayıtsızca Aynı Müphem Sonuçsuzluğa İntikal Ettirilmiş ve Dolayısı İle, Tarafımıza Resmen ve Cebren Yöneltilen Husumet ve Düşmanlıkların Ölçüsüzce Artarak Tarihte Ender Görülen ve Ama Mütemadiyen Cezasız Kalan Boyutlara Ulaşmasına Vesile Teşkil Etmiştir.

Artık, Başlangıçta, Çok Haklı Uyarı ve Şikayetlerimiz İle Düzeltilmesine Çalıştığımız Şikayetlerimiz, Uluslararası Camianın Anı Anına Takip Ettiği Siyasi Bir İnsan Hakları İhlali ve Sendromu Hüviyetinde Bu ve Benzeri Suç Unsurlarının Karşısına Dikilmiş Vaziyettedir. Aziz Milletimizden Toplanan Vergiler ve Milletimizin Feda Ettiği Kan ve Candan Müteşekkil Devletin Gücü ve Desteği İle Bizlere Kabadayılık Yapmaya Kalkan Bazı Şahıs ve Kurumların Fiili ve Keyfi Uygulamaları, Ülkemizi Tarihinin En Ağır Tazminat Davaları İle Karşılaştırmak ve Türkiye'yi Tüm Dünyaya Bir Kez daha Rezil Etmek Üzeredir. O takdirde, bu ağır faturayı da, devletimizi rezil etmekle ve milletimizin geleceğini karartarak yok etmekle meşgul olduğu anlaşılan bu şahıs ve kurumlar ödemelidir:

1. 14 Eylül 2005 tarihli şikayetimizde ve 17 Kasım 2005 tarihli, Adalet Komisyonu Başkanlı’ğına verdiğimiz ifademizde belirttiğimiz konuları, azami ölçüde kişisellikten ve kişiselleştirmekten uzak tutmaya ve özellikle ceza mahkemeleri ve savcılarla ilgili, genel olarak vahim gördüğümüz problemleri, keza genel olarak ifade etmeye özen gösterdim.

Ancak, 17 Kasım 2005 tarihli, Adalet Başkanlığına verdiğimiz ifadede, somut isim, yer ve örnekler istenmiş, aksi takdirde, genel olarak ifadelendirdiğimiz hususların çözümünde yeterli ilerleme kaydedilemeyeceği belirtilmiştir.

Esasen, somut isimlerin tesbiti ve ifadelendirilmesi, münferit müştekilerin değil, o sistemi yapılandıranların, yönetenlerin ve onların oluşturması gereken düzenli denetim, eğitim ve ilerleme çalışmalarının görevi olmalıdır diye mütalaa ediyorum. Yani, esasen, somut isimlerin müşteki tarafından zikredilmesi hususuna sıcak bakmıyorum. Bu, o sistemi tasarlayan, yapılandıran ve yönetenlerin işi olmalıdır diye düşünüyorum. Bunun aksi,

                                   i.   Maruz kaldığımız husumet ve düşmanlıkları ve düşmanlarımızın sayısını arttıracaktır.
                                   ii
.  Bizi sebepsiz ve suçsuz yere birer hedef ve serbest atış tahtası haline getirecektir.
                                   iii
. Yersiz ve doğru olmayan karşı suçlamalara maruz bırakacaktır.

Ayrıca, şikayetlerimizin her biri, her zaman ve yanlızca söz konusu kişilerin yetersizliğinden, ya da çağdaş ve anayasal iletişim ile ilgili bilgi ve becerilerinin ancak 18. yüzyılda tatbik edilebileceği olgusundan değil, aynı zamanda, bazı önemli sistem endikatörlerinin de çağdışı tezahürler arz etmesinden kaynaklanmaktadır. Buna, Dosya Sayısı, Dosya Başına Düşen Zaman, Adalet Bütçesinin GSMH’nın ancak %1’ini oluşturması gibi son derece olumsuz sistem parametrelerini örnek gösterebiliriz.

Ancak, hiç bir olumsuz sistem parametresi, özellikle ceza mahkemelerinde ve savcılarla olan iletişim, mütalaa ve yürütme kalitesinde gözlemlediğim ölçüde bir, mahkeme salonunun, insan ilişkilerinin ve iletişim kalitesinin, katılımcılarda traumatik izler bırakan bir korku filmi, ya da bir psikolojik işkence odası haline dönüşmesi olgusunu haklı çıkarmaz, haklı çıkaramaz. Böyle bir durum, hiç bir surette kabul edilemez ve bu vahim durumdan ötürü, ülkem adına son derece üzüldüğümü ifade etmek isterim.

Daha önce ve burada ifade edilen son derece vahim hususların hemen bugün, ama en geç yarın çözülmesi gerekir. Bunun için gereken en önemli adım, özellikle ceza mahkemelerinde, ceza hakimlerinde ve savcılarda olmak üzere behemehal çağdaş bir zihniyet değişikliğinin oluşturulmasıdır. Bunun yanı sıra, olumsuz sistem parametrelerine, yönetim ve değerlendirmelerde daha yumuşak bakılması da elzemdir.

Sözü edilem bu Zihniyet Değişikliğinin oluşturulması zordur, ama göreceli maliyeti sıfırdır, ya da sıfıra çok yakındır. Dolayısıyla, behemehal uygulanmasında esasen bir engel yoktur.

2. Mahkemeler, öyle ya da böyle bitirilen, ya da kapatılan dosya sayılarının ifade edilmesinden çok, gerçeklerin ortaya çıkarıldığı, adaletin hukuk sistemi içinde tesis ve tecellisine ciddiyetle ve çağdaş uygulamalarla çalışılan, insanların rahatça ve rahatlıkla, hakaret görmeden ve baskı altında kalmadan konuştuğu ve konuşabildiği ortamlar olmalıdır. Bunun mahkeme salonundaki tesisinden hakim sorumludur. Sistem ise ona bu motivasyonu, imkanı ve eğitimi vermekle yükümlüdür.

Normal bir vatandaş için, adliyeye gelmek, ya da bir ceza muhakemesine muhatap olmak bir psikolojik trauma ya da ölçüsüz hakaretlerle aşağılanma nedeni olmamalıdır, aksine, yüzme havuzuna, spora, okula gitmek ile eşdeğer bir deneyim olmalıdır. Oysa, ülkemizde, adliye ile ilgili "Allah düşürmesin" denmektedir. Bu da ne demek? Demek ki yıllardan beri süregelen çok önemli yanlışların mevcudiyeti bilinmektedir ve buna her gün ve belki de yüzlerce yıldır göz yumulmaktadır. Bu kabul edilemez.

Oysa, adliye, yanlızca, görevi açık ve belli olan bir devlet dairesidir. Kendisini, çağdışı, psikolojik bir işkence odası olarak değil, yukarıda belirtilen çerçevede bir görev ünitesi olarak telakki etmesi, algılaması ve pozisyonlaması gerekmektedir.

3. Münferit isimlerin ifade edilmesine sıcak bakmadığımı ifade ettim. Ama, öte yandan, görülmekte olan davalarım ve sonuca ulaşılmasını istediğim ve ciddi şekilde ele alınmasını istediğim suç duyurularımız vardır ve bu hususlarda gördüğümüz çağdışı muamele, ayrırımcılık ve iş yürütüş tarzı, karşımıza, bizim kendi işlerimiz ve hayatımız açısından çok önemli ve behemehal halledilmesi gereken birer engel olarak çıkmaktadır. Dolayısı ile, bu çağ dışı sorunların çözülmesi üzerinde çalışılmasını tesis etmek zorundayız.

Bu zorunluluk, bizi daha somut olmaya mecbur etmektedir, çünkü, gördüğümüz kadarıyla, sistemin kendisi, bunu kendi içinde oluşturmayı mümkün kılmak üzere kurgulanmamış, buna uygun dizayn edilmemiştir. Bu ise, kendi başına, düzeltilmesi gereken bir eksikliktir.

4. Hakim ve savcıların üzerinde, muazzam bir, alelacele dosya bitirme baskısı vardır. Bu baskının kaldırılması, sistemin, en önce adaletin tesis ve tecellisine imkan veren şekilde yeniden dizaynı gerekmektedir. Bunun aksi, hukuk sistemi adına yakışan herhangi bir yapı ya da olgunun yokluğuna delalet eder.

5. Ayrıca, açılan kişisel davaların, sonradan çıkan bir kanunla ve de geriye yönelik olarak, birer kamu davasına dönüştürülmesi, hem bir hukuk faciası, hem de, içinde bulunduğumuz çağın değerleri açısından bir komedidir. Bu, kız olarak doğan bir çocuğun, sonradan erkek olarak ilan edilmesinden hiç de farklı değildir. Bu kadar çok yanlış, esasen görevleri, görev tanımları itibarıyla bu yanlışları yapmamak olan ve bu nedenle maaş alan insanlar tarafından nasıl yapılabilmektedir? Ve bunlar, nüfüsunun neredeyse yarısı işsiz olan ve mütemadiyen kaynak sıkıntısı çeken bir ülkede nasıl olabilmektedir?

6. Ayrıca, adliyede görevli her türlü personelin nasıl ve hangi seçme sınavlarından geçirilerek, hangi kriterler nezdinde işe alındığı, hangi performans değerlendirme sistemleri nezdinde, hangi düzenli performans değerlendirmelerine tabi tutulduğu ve hangi düzenli, periodik, meslek içi, meslek destekleyici ve uygulama eğitimlerinden geçirildiği merak konumuzdur, çünkü bu inanılmaz eksikliklerin maduriyetini aylardır yaşıyoruz, diyebiliriz.

7. Bu şartlarda, böyle kritik bir kamu kuruluşunda, bir de personelin özel cep telefonları kullanmasına izin verildiğini görüyoruz. Bu ise, tüm bu seçme, eğitim ve geliştirme yöntemlerinden uzak kalan personelin, bir de, hiç de uygun olmayan konu ve içeriklerle ilgili istedikleri gibi ve istedikleri şahıslarla, özel cep telefonları vasıtasıyla ve tamamen denetimsiz bir çerçevede iletişim kurmalarını mümkün kılmaktadır. Bunun negatif tezahürlerini bizim söylememize gerek var mıdır?

8. Öte yandan, anladığımız kadarıyla, Reddi Hakim Taleplerinin hemen hepsi reddedilmektedir. Bu ise, yapılan incelemenin yeterliliği ve oluşturulan kurulun objektifliği ile ilgili soru işaretleri yaratmaktadır. Yapılan Reddi Hakim Taleplerinin hepsi mi yersizdir? Pekiy, bu kararların yerindeliği ve doğruluğu, kim ya da kimler tarafından, hangi kriterler nezdinde denetlenmektedir? Aynı mahsur ve eksikleri, yaptığımız suç duyurularının mütalaası ve değerlendirilmesi ile ilgili de görmekteyiz...

9. Tekraren belirtmek isterim ki, burada sözünü ettiğimiz meseleler, bizim kendi muhatap olduğumuz ceza mahkemeleri esnasında ve bünyesinde, ancak belirli aktörler nezdinde müşahade ettiğimiz olgulardır. Dolayısı ile ancak birer örnek teşhis olarak mütalaa edilebilirler:

       Şimdi gelelim, bize şahıslarla ve olaylarla ilgili sorulan somut sorulara:

A. Tarih: 21 06 05  Saat: 9-12 arası  Şahıs: Sadi Arslan  Görev: Savcı  Mahkeme: 22. Asliye Ceza  Hakim: Bahattin Özbaş

Mahkeme öncesi. Mahkeme görevlileri, adımın yanına yanlışlıkla (!) bıçakla adam yaralamak yazmış. Nazikçe düzeltilmesini istedim. Görevli, bana, şahitler huzurunda çık dışarıya pis herif diye karşılık verdi. Kendisini yüksek sesle uyararak, bu inanılmaz hakareti ve davranışı kınadım ve tekrar tekrar, işte Türkiye’yi böyle yok ediyorsunuz diye söylendim. Savcı Sadi Arslan, konuyu soruşturmak yerine, 7 polis çağırarak beni tutuklatmaya çalıştı. Beni zor kullanarak götürmekle tehdit ettiler. Şahitler ve avukatım girişimi hukuken engelledi. Böylelikle, Savcı Sadi Arslan, hemen yan odada, 5 dakika önce olan biteni, anlayamamış, soruşturamamış ve doğru teşhis koyamamış oldu. Bu olgu, daha komplex meselelerin doğru olarak soruşturulması niyet ve meselesine olumlu bakmamızı güçleştirmektedir.

Bu yersiz tutum, yaşlı annemi enfarktüs noktasına getirmiş, orada bulunan şahitlerimizi korkutmuş ve sindirmiştir. Bunu takip eden hafta ve aylarda, adliye binasına her gelişimde, ünifornalı ve üniformasız görevlilerce takip ettirildim ve psikolojik baskı altına alındım. Bu uygulama, Adalet Bakanlığına, Cumhur Başkanına ve Başbakana yazdığım yazıların akabinde durduruldu. Kimbilir, belki bu yazı ile birlikte, aynı kaynaklarca yeniden başlatılabilir.

B. Tarih: 21 06 05  Saat: 9-12 arası  Şahıs: Sadi Arslan  Görev: Savcı  Mahkeme: 22. Asliye Ceza  Hakim: Bahattin Özbaş

Daha 20 dakika önce beni koridorda tutuklatmaya çalışan Savcı Sadi Aslan, beni mahkeme esnasında da tutuklatmaya kalktı. Sebebini kimse bilmiyor ve keyfinin öyle istediğini, beni korkutma ve ürkütme amacıyla böyle davrandığını tahmin ediyoruz. Girişim, mahkeme başkanının mutedil ve dengeli tavrı ile başarısız oldu. Orada bulunan ve çoğu 69-70 yaşını bulan şahitlerim, tir tir titreme noktasına geldi ve kendi isimlerini dahi unutmaya başladılar. Bu ise duruşmayı bir kez daha son derece olumsuz etkiledi. Bu tutum sorumsuzdur ve çağdışıdır. O yaşlı insanlar, ki onlardan biri de benim annemdir, o gün orada ölebilirlerdi. Birer devlet memuru olan bazı savcıların bu tarz ve tutumları, ülkemiz için bir utanç vesilesidir ve hiç bir şekil ve surette affedilemez. Değişen dünyanın ve değişen Türkiye’nin farkında olmadıkları anlaşılmaktadır. Bu kabul edilemez.

C. Tarih: 21 06 05  Saat: 9-12 arası  Şahıs: Bahattin Özbaş  Görev: Hakim  Mahkeme: 22. Asliye Ceza  Hakim: Bahattin Özbaş

2-3 celsedir mütemadiyen söz istememe rağmen bana tek kelime ettirmeyen Hakim Bahattin Özbaş, 6 yaşından beri sınıf ve okul birincisi olan, tüm dünyada yayınlanmış tarihi Genel Teorileri olan ve 6 yaşından beri bir tek kere dahi sınıftan atılmamış bulunan beni şahitlerin ifadelerine müdahale ediyorum gerekçesiyle mahkeme salonu dışına atıyor. Oysa ben böyle bir şeye tevessül edecek biri değilim. Yapılan bu saldırganlık ve psikolojik baskı ortamında, ayakta dahi zor duran 70 yaşındaki şahitler, zaten az tanıdıkları isimleri karıştırmaya başlamışlardı ve haftalardır konuşturulmamanın sıkıntısıyla, yanlızca, bir tek kere, bir ismin doğrusunu ağzımdan kaçırmıştım. Artık, karşı tarafın kayırıldığı hissi uyanmaya başlıyor içimde ve bu durumu kabul edemiyorum. Tüm bunların akabinde Reddi Hakim İsteminde bulunduk ve bunun bir kopyası ilişiktedir. Tabii ki reddedildi. Çünkü anlaşılan, hepsi reddediliyor. Müthiş bir psikolojik baskı ortamı. Konuşturulmuyorum ve kendimi bir tek kelime ile dahi olsa savunamıyorum. Avukatım müdahale etmeye çekiniyor. O nedenle de pek yakında azlediliyor.

D. Tarih: 21 06 05  Saat: 9-12 arası  Şahıs: Sadi Arslan  Görev: Savcı  Mahkeme: 22. Asliye Ceza  Hakim: Bahattin Özbaş

Dışarıda müthiş bir gürültü var. Şahitlerin ifadelerini duyamıyorum. Kapının kapatılmasını istedim. Savcı Sadi Aslan, sana ne kapının açıklığından, sana mı kaldı, sana mı soracaz şeklinde, avazı çıktığı kadar ve yüzü bağırmaktan kızararak ve damarları şişerek, bana bağırıyor. Avukatım bir kez daha müdahale etmeye çekiniyor. Hakim Bahattin Özbaş, buna müsamaha gösteriyor. Psikolojik baskı altına alınmaya çalışıyorum. Amaç sindirmek ve susturmak. Bunun adına, o çok özendiğimiz batıda psikolojik işkence diyorlar.

E. Tarih: 13 07 05 Saat: 10-11 arası  Şahıs: İsmail Dalan  Görev: Savcı  Mahkeme: 22. Asliye Ceza  Hakim: Bahattin Özbaş

Savcı İsmail Dalan, tamamen davacı tarafın dilekçesinden birebir alınmış ve sunduğumuz delil ve dökümanların hiç birinin incelenmediğini, hatta okunmadığını aşikar kılan bir iddianame okuyor. Her yönüyle o kadar yanlış ki, gayrı ihtiyari başımı sallıyorum. Avazı çıktığı kadar, ben konuşurken başını sallayamazsın diye, büyük bir saldırganlıkla bağırıyor. Hakim Bahattin Özbaş buna da müsamaha gösteriyor. Avukatım bir şey demeye korkuyor. Başımı istediğim gibi sallarım, neredeyse terlememize dahi karışacaksınız diye kendisini uyarıyorum. Amaç bizi, savunmayı, korkutmak ve sindirmek. Çağdışı bir dizi davranışlar dizisi. Kabul edilebilir gibi değil. Bizde, işte bizi alel acele ve tercihan hiç dinlemeden mahkum etmek istiyorlar intibaı uyanıyor. Bunları bana, böyle bir konuda yaparlarsa, başkalarına neler yapmazlar diye düşünmeden edemiyorum. Tek kelime ile çağ dışı.

F.  Tarih: 29 09 05  Saat: 10-11 arası  Şahıs: Hayrullah Özdemir  Görev: Hakim  Mahkeme: 2. Sulh Ceza  Hakim: Hayrullah Özdemir

Burada davacıyız. Hakim Hayrullah Özdemir, bu celsede beni avukatımın yanına oturtmuyor. Oraya oturmak için daha çok ekmek yemen lazım senin diyor bana ve beni, sanığın hizasına, yanına oturtuyor. Bunun usulsüz olduğunu biliyorum. Avukatım ağzını açamıyor. Oysa bir önceki celse sanık yoktu ve ben avukatımın yanına oturdum. Anlaşılan bu celse bazı şeyler etkilenmiş gibi görünüyor. Hakim Hayrullah Özdemir bana akla gelmedik nedenlerle muhtelf taciz ve hakaretlerde bulunuyor. Bana bir kere de be adam diye hitap ediyor. Birilerine karşı bir şov var ortada ve biz bu durumu hayretle izliyoruz. Olayın geldiği yer hep aynı: Taciz ve psikolojik baskı ortamının yaratılarak, senin acz içine düşürülmeye çalışılman ve yine de susmak zorunda kalman. Batıda bunun adına işkence diyorlar.

G.  Tarih: 29 09 05  Saat: 10-11 arası  Şahıs: Hayrullah Özdemir  Görev: Hakim  Mahkeme: 2. Sulh Ceza  Hakim: Hayrullah Özdemir

Hakim Hayrullah Özdemir, yanlışlıkla, davet edilmemiş ve tamamen başka bir nedenle orada bulunan bir şahidi, 69 yaşındaki annemi dinlemeye kalkıyor. Avukat, korkudan sinmiş vaziyette. Yine ağzını açmıyor. Müdahale ederek, hatayı nazikçe aydınlatmaya çalışıyorum. Hakim Hayrullah Özdemir, bir daha konuşursam beni tutuklatmakla tehdit ediyor ve bunu tutanağa geçirtiyor. Daha sonra biraz olsun konuşabildiğimde, bu çağdışı yöntem, tutum ve iletişim tarzını protesto ediyorum. Bu protestom tutanağa geçirilmiyor.

H. Tarih: 24 11 05  Saat: 11:30 arası  Şahıs: Mehmet Beyazıt Boran  Görev: Hakim  Mahkeme: 12. Sulh Ceza  Hakim: M. B. Boran

Hakim Mehmet Beyazıt Boran, hem beni, hem de 70 yaşındaki şahitlerimi hakarethamiz, saldırgan ve son derece kaba üslubuyla terorize ediyor. Sorularımı istediğim gibi sordurmuyor. Konuşturmuyor ve hemen hemen ne dersem beni susturuyor. Bana bir keresinde de rahatsızım, çok da dosya var sırada. Ben seni dinlemeye bu kadar vakit ayıramam diyor. Üslup, çok çok çok kaba ve saldırgan. 70 yaşındaki şahitlerim bundan son derece olumsuz etkileniyor. Kollektif bir trauma sendromu fark ediyorum davranışlarda. Tek kelime ile, çağdışı bir psikolojik işkence ortamı. Annem, mahkeme çıkışında fenalaşıyor. Diğer şahidimiz ise spazm geçiriyor. Her üçümüzde 4 tam gün kendimize gelemiyoruz ve hepimizde psikosomatik yüksek tansiyon ve hızlı kalp atışları gözlemliyorum hakimin bize olan neredeyse düşmanca yaklaşımı ve hakarethamiz üslubu nedeniyle. Bir kez daha söylüyorum: Bunun adı psikolojik işkence. Bunun yapıldığı yerin adı ise, mahkeme salonu değil, ancak ve ancak, işkence odası olabilir. Bu kabul edilemez ve ama sürekli tekrar ediyor. Değişik aktörler, aynı tarz tutum ve davranış sergiliyorlar. Bir daha böyle bir şeyi, hiç bir şekil ve surette kabul etmeyeceğiz.

Özellikle Ceza Mahkemelerinde ve bazı savcılarla olan dialoglarımız esnasında karşılaştığımız trauma yaratıcı, psikolojik işkence metodları bu örneklerle sınırlı değil, ama burada yerin sınırlı olması hasebiyle, şimdilik bu örneklere değinmekle yetiniyorum.

I. Bunların yanısıra, çok önceden yaptığımız bazı suç duyurularının hiç ama hiç biri doğru dürüst araştırılmamış, soruşturulmamış ve gerektiği gibi sonuçlandırılmamıştır. Yaptığımız suç duyurularının hemen her birinin 27, 28 ve 42 sayfa tutarında belge ve döküman ekleri vardı. Bunların hiç biri hakkında bir tek kez dahi aranmadım, tarafıma bunlarla ilgili bir tek soru dahi sorulmadı. Hiç bir savcı, bir tek kere dahi olsa, benimle bu hususlarla ilgili görüşmek istemedi, soru sormadı, şahitlerimi dinlemedi, video görüntülerine ve resimlere bakmak istemedi ve var olan ses kayıtlarını dinleme zahmetine katlanmadı. Ben bu suç duyurularımızın, kapağının dahi açılmadan reddedildiğine inanıyorum. Yaptığımız itirazlarımız ise henüz sonuçlanmadı. Bu mekanizma hiç bir surette, tepeden bir direktif gelmedikçe işlemiyor kanısını taşıyorum. Dolayısı ile, zararını, güvenip bu suç duyurusunu yapan insanlar çekiyor.

Yaptığımız suç duyuruları ile ilgili, eğer varsa ve yapılmışsa, tüm tahkikatı ve o tahkikatın her adımını ve alınan ya da alınmayan her ifadeyi, şeffaflık ve denetim prensipleri gereği görmek istiyoruz. Ayrıca, bu suç duyuruları ile ilgili hangi denetim mekanizmasının var olduğunu ve bunun işleyip işlemediğini tüm detayları ile öğrenmek istiyoruz. 

Hiçbir surette ciddi bir soruşturmaya tabi tutulmadığına inandığımız bu suç duyuruları ve ilgili savcılar aşağıda belirtilmiştir:

No Tarih Savcı İtiraz Tarihimiz

                                          i.  2004/108731 2 12 04 Hatice Çetin 30 Mart 2005
                                          ii
. 2004/118416 7 12 04 Nuh Mete Yüksel 14 Ekim 2005

Soruşturmayı doğru dürüst yürütmeyen bu iki savcıdan da şikayetçiyiz ve bizimle konuşmadan, hiç soru sormadan, şahitlerimizi dinlemeden, video ve ses kasetlerimizi dinlemeden yürüttüklerini iddia ettikleri soruşturmanın her noktası ve detayı hakkında, şeffaflık prensipleri gereği bilgilendirilmek istiyoruz.

Doğru dürüst soruşturulmadan verilen takipsizlik kararına Sincan nezdinde yaptığımız itirazlarımız baki olmakla birlikte, şu ana kadar gördüğümüz yürütmenin ciddiyetsizliği, bize sonucun ne olacağı hakkında yeterli ip ucu vermektedir.

J. Müşahade etiğimiz bu davranış, tututum ve dağınıklık, bizi sistemin geneli ve işleyişi hakkında endişelendirmekte ve güvenimizi yok etmektedir.

Öte yandan, bu belirgin dağınıklık ortamında, davacı olduğumuz şahısların ve birbirlerine asılsız yere karşılıklı olarak şahit olma üzerine kurgulanmış bu çete vari gurubun mensuplarının bazılarının oğullarının emniyette komiser, bazılarının ise emniyet ve istihbarat ile yakın ilişkileri olan emekli subay vs. olduğunu biliyoruz. Aralarında, araba tamircileri, demirci ustaları ve kemancılar da bulunduğunu ve bazılarının aleni düşmanlığa varacak derecede kötü niyetli olduklarını duyuyoruz.

Karşılaştığımız, bu işkencevari hakaret ve psikolojik baskı ortamı, gereğince yürütülmeyen soruşturmalar, dinlenmeyen şahitlerimiz, yanlış tutulan tutanaklar, yanlış asılan listeler, konuşmamızın sürekli olarak engellenmesi, bazı savcıların kollektif ve münferit ve ama mütemadiyen karşı tarafın arzu ettiği şekil ve biçimde davranmaları, duruşmaları hakaret ve yanlış mütalaalar ile sekteye uğratmaları, bizi durduk yerde tutuklatmaye çalışmaları, incelenmeyen video ve ses kayıtları, bakılmayan resimler, ihmal edilen duyuru tarih ve içerikleri, incelenmeyen posta tarih ve sıraları, aklımızda şu ana kadar ifade ettiğimiz kaygılarımıza ek olarak, gayet tedirgin edici soru işaretleri uyandırmaktadır ve bunları ifade edeceğimiz merci bulamamaktayız. Yukarıda belirttiğimiz bu dubiöz ilişkiler yumağının bilgi akışı, soruşturma, inceleme ve istihbarat girdilerini kasıtlı olarak çarpıtmasından çok ciddi derecede endişe ediyoruz ve soruşturularak önlem alınmasını talep ediyoruz.

Ayrıca, tüm bu rapor bünyesinde, istenildiği gibi, detayları ile ve örneklerle ifade edilmeye çalışılan hususları bir kez daha dikkatinize sunuyor, gereğini saygılarımızla ve aziz milletimiz adina rica ediyoruz.

Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu, 14 Eylül 2005'i Takip Eden Zaman Zarfında Resmi Kanallardan Yapılan Şikayetlerimiz ve Bunların Geniş Bir Dağıtım Çizelgesi İle Cumhurbaşkanı Sayın Ahmet Necdet Sezer, Başbakan Sayın Tayyip Erdoğan, Meclis Başkanı Sayın Bülent Arınç, TBMM Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Köksal Toptan, TBMM İnsan Hakları İnceleme Komisyonu Başkanı Sayın Mehmet Elkatmış, Adalet Bakanı Sayın Cemil Çiçek, Adalet Komisyonu Başkanı Sayın Uğur Yıldırım, Nelson Mandela Foundation Başkanı Nelson Mandela, Birleşmiş Milletler ve Avrupa Birliği İnsan Hakları Daire Başkanlıkları ve Dünyadaki Tüm İnsan Hakları Derneklerinin Başkanlarına İngilizce ve Türkçe Olarak Yollanması Üzerine, Tarafımızdan Talep Edilen Somut Yer, İsim ve Suç Unsurlarını İçermektedir.

27 Kasım 2005 Günü ve Bizzat Sayın F. Deniz Şar Tarafından Kaleme Alınan Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu Bünyesinde Sözü Geçen Her Yer, İsim, Vaka ve Suç Unsuru İle İlgili Onlarca Görgü Şahidi ve Tarafımıza İletilmiş Bulunan, Resmen Zabıt Altına Alınmış Kesintisiz Ses Bandı Kayıtları Mevcuttur. En Üst Düzeylerde Yaptığımız Resmi Şikayetlerimiz ve Bunların Yanısıra Cumhuriyet Başsavcılığı Nezdinde Bulunduğumuz Suç Duyurularımız Gereken Titizlikle İncelenmemiş, Şahitlerimiz Dinlenmemiş, Tarafımıza İletilmiş Bulunan ve Resmen Zabıt Altına Alınmış Kesintisiz Ses Bandı Kayıtları Dikkate Alınmamış, Şikayetlerimiz Büyük Ölçüde Göz Ardı Edilerek Geçiştirilmeye Çalışılmış, Dolayısı İle Büyük Kişisel ve Kurumsal Riskler Alarak Deşifre Etmek Zorunda Kaldığımız Suç Unsurlarının, Tarafımızı, Görevlerini Mükerriren ve Utanmazca Suistimal Etmek Suretiyle Açık Bir Hedef Tahtası Haline Getirmelerine Olanak Sağlanmış ve Dolayısı İle Tarihi Önemdeki Bu Detay Tezahürler Raporu'nda Zikredilen Suçlara, Bu Suçları İncelemekle Yükümlü Makamlarca Alenen İştirak ve İltica Edilmiştir.

Bu İhmal ve Suistimallerin Nedenleri Üzerine Yaptığımız Bilimsel Araştırma ve İncelemeler, Bizi Aziz ve Necip Türk Milletinin ve Tarihteki Bu Son Türk Devleti'nin Bağrına Saplanmış Bizlerce Yıllık Bir Hançer ve O Hançer'in Bugünkü Tezahürleri İle Karşı Karşıya Bırakmaktadır. Bu Nedenle, Bu Tarihten Sonra da Devam Eden Benzer Şikayetlerimiz, Kayıtsızca Aynı Müphem Sonuçsuzluğa İntikal Ettirilmiş ve Dolayısı İle, Tarafımıza Resmen ve Cebren Yöneltilen Husumet ve Düşmanlıkların Ölçüsüzce Artarak Tarihte Ender Görülen ve Ama Mütemadiyen Cezasız Kalan Boyutlara Ulaşmasına Vesile Teşkil Etmiştir.

Artık, Başlangıçta, Çok Haklı Uyarı ve Şikayetlerimiz İle Düzeltilmesine Çalıştığımız Şikayetlerimiz, Uluslararası Camianın Anı Anına Takip Ettiği Siyasi Bir İnsan Hakları İhlali ve Sendromu Hüviyetinde Bu ve Benzeri Suç Unsurlarının Karşısına Dikilmiş Vaziyettedir. Aziz Milletimizden Toplanan Vergiler ve Milletimizin Feda Ettiği Kan ve Candan Müteşekkil Devletin Gücü ve Desteği İle Bizlere Kabadayılık Yapmaya Kalkan Bazı Şahıs ve Kurumların Fiili ve Keyfi Uygulamaları, Ülkemizi Tarihinin En Ağır Tazminat Davaları İle Karşılaştırmak ve Türkiye'yi Tüm Dünyaya Bir Kez daha Rezil Etmek Üzeredir. O takdirde, bu ağır faturayı da, devletimizi rezil etmekle ve milletimizin geleceğini karartarak yok etmekle meşgul olduğu anlaşılan bu şahıs ve kurumlar ödemelidir.

                                                                                                                                                                                               F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarının Türkiye ile ilgili tesbit ve teşhislerine geçiş noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Webinarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanmış Olan Bilimsel Kitaplarını İçeren Live Seminarlara Geçiş Noktası.F. Deniz Sar, Deniz Şar, Historic Logo, Copyright, 1968. F. Deniz Şar'ın Tarihi Önemdeki Teşhislerini Oluşturan ve Uluslararası Kapsamda Yayınlanan Bilimsel Kitaplarına Geçiş Noktası.

F. Deniz Şar - Uluslararası Kültürel Genetik (TM) ve Kurumsal Genetik (TM) Araştırma ve Teknolojileri Gurubu - Deniz Sar's Cultural Genetics (TM) and Corporate Genetics (TM) Group International.

       Deniz Sar's Cultural Genetics (TM) and Corporate Genetics (TM) Group International.

Home  I  İletişim  I  Kitaplar  I  Konular  Komplo  Söyleşiler  Bültenler  Konferanslar  Çete Raporları  Haberler  I  Raporlar  I  Sözlük

Geri Zekalılara Özel  Psikolojik Savaş Siteleri  Karanlığın Finansörleri  I  Platforma Giriş Prosedürü  I  Site Plan  I  Devam

Kültürel Genetik  Kurumsal Genetik  Cultural Genetics  I  Corporate Genetics  F. Deniz Sar 

Cultural Genetics Technologies  I  Deşarj™ Televizyonu  I  Deşifre  I  Site Plan

Ateşkurt™ Ocakları ve Cemaati Televizyonu

 

Kültürel Genetik™, Kurumsal Genetik™, Cultural Genetics™, Corporate Genetics™, Cultural Genetics Technologies™ ve adı geçen tüm sair isimler, tüm ulusal ve uluslararası telif hakları ve Genel Teorileri ve bu Genel Teorileri oluşturan alt konsept, kavram ve markaları 1980 tarihinden beri Sayın F. Deniz Şar’a ait, her hakkı her ülkede ve her dilde mahfuz, ulusal ve uluslararası telif ve marka yasa, yönetmelik, düzenleme veya teamülleri ile korunmuş markalardır. F. Deniz Şar’ın yazılı izni olmadan, hiç bir şekil, suret ve teknoloji ile ve hiç bir amaç için kullanılamaz, çoğaltılamaz, yorumlanamaz, alıntı yapılamaz ve kopyalanamazlar. Çağdaş, ulusal ve uluslararası telif ve marka yasa, yönetmelik, düzenleme veya teamüllerini zedeleyen aksi tutum ve davranışlar ayrıca ihtar edilmeden kanuni takibata maruz kılınacaktır. © Copyright, F. Deniz Sar, USA, 1980-2096. Her hakkı Tüm dünyada mahfuzdur. All rights are reserved in USA and worldwide.